© 2026 Antalya Haberleri: Antalya Gazeteciler | Antalya Haber | Antalya Son Dakika Haberler
Haber Yazılımı: Aladağ Bilişim

Türkiye’de Sosyal Medya Algoritmalarının Hukuki Denetimi ve Medya Etiğinde Yeni Yaklaşım

Avukat Cüneyd Altıparmak, Türkiye’de sosyal medya algoritmalarına ilişkin hukuki boşlukları ve medya etiğinde insan merkezli yeni perspektifi değerlendirdi.

Yayınlanma
Güncelleme
5 Dk Okuma Süresi

Türk İnternet Medya Birliği (TİMBİR) Başkanvekili ve Star gazetesi yazarı Avukat Cüneyd Altıparmak, 1 Temmuz 2026 Çarşamba günü Star gazetesindeki köşe yazısında, hafta sonu gerçekleştirilen Türk İnternet Medya Birliği Genel Kurulunda konuşan Millî Güvenlik Kurulu Eski Genel Sekreteri, Vali Seyfullah Hacımüftüoğlu’nun ifadelerine yer verdi. Sayın Hacımüftüoğlu, medya mensuplarına hitap ettiği konuşmasında yalnızca gazetecilere değil, bütün topluma seslenerek önemli bir ilkeye dikkat çekti ve lekelenmeme hakkının yanına "lekelememe görevini" de ekledi. İlk bakışta basit görünen bu önerme, haber etiğinin odağını mesleki reflekslerden çıkarıp insanı merkeze alan yeni bir bakış açısı sundu.

Hacımüftüoğlu’nun konuşmasından öne çıkan tespitler şöyleydi: "İnsanın en temel hakkı, lekelenmeme hakkıdır." Gazetecilik sadece haber verme mesleği olmayıp, aynı zamanda insan onurunu koruma sorumluluğudur. Haberin merkezinde olay değil, insan vardır ve hiç kimsenin itibarı, doğruluğu teyit edilmemiş bilgi ve değerlendirmelerle zedelenmemelidir. Bu nedenle lekelenmeme hakkı, bütün gazetecilik faaliyetlerinin başlangıç noktası olmalıdır. "Karşımızdakinin de insan olduğunu unutmayalım." Her haberin, yorumun ve paylaşımın muhatabının bir insan olduğu asla göz ardı edilmemelidir. Medyanın temel ahlakı burada başlar; kurumları ayakta tutan şey unvanlar değil, ilkelerdir. Bir kurumun büyüklüğü, sahip olduğu makamlarla değil, temsil ettiği değerlerle ölçülür.

Etik ilkeleri koruyan kurumlar güven kazanır, güven kazanan kurumlar ise uzun ömürlü olur. "Her haber önce vicdandan geçmelidir." Bir haberin hukuken doğru olması tek başına yeterli değildir, aynı zamanda vicdani olarak da adil olmalıdır. Gazetecilik sadece bilgi üretmek değil, adalet duygusunu koruyabilmektir. İletişimin merkezinde insan vardır. Teknoloji değişebilir, yayın mecraları dönüşebilir, iletişim araçları çeşitlenebilir ancak değişmeyen tek gerçek, bütün iletişimin insana yönelik olduğudur. İnsan odaklı olmayan hiçbir iletişim modeli sürdürülebilir değildir.

Bilginin Hızı ve Güvenlik Sorunu

Kongreye birçok medya kuruluşu ve sivil toplum örgütü temsilcisi katıldı. TİMBİR Başkanı Dr. Süleyman Basa, "bilginin hızının doğurduğu tehlike"ye vurgu yaparak, "Her çağın bir iletişim dili vardır. Gazetelerin manşetlerle yön verdiği dönemler oldu. Radyolar milyonlara ses oldu, televizyonlar evlerin ortak ekranı haline geldi. Bugün ise haber dijital dünyanın hızında yol alıyor. Bilgi bir tuşla yayılıyor ancak bu hızın bir sorunu var: Bir tıkla ulaştığımız bilginin niteliği… Çünkü aynı hızla hem gerçek hem de yanlış yayılıyor. İşte tam da bu nedenle güvenilir medya hiç olmadığı kadar büyük bir değer taşıyor." değerlendirmesinde bulundu.

Toplantıya katılan medya temsilcileri, sorunun çözümünün medya mensupluğunun belirli şartlara bağlanması ve gazeteciliğin gerçek anlamda bir meslek olarak tanımlanmasıyla mümkün olacağını ifade etti. Cüneyd Altıparmak da bu fikir birliğinin kısa sürede ortak bir harekete dönüşmesini diledi.

ABD’de Var, Türkiye’de Yok

Altıparmak, daha önceki yazılarında İstanbul Aile Vakfı’nın sosyal medya şirketlerine açtığı zararlı algoritma şüphesiyle ilgili davadan bahsetmişti. Bu davada algoritmanın tespiti ve yazılımın incelenmesi talep edilmiş, dilekçede ABD’de sosyal medya şirketlerinin zararlı algoritmalar nedeniyle sorumlu tutulduğu ve tazminata mahkûm edildiği yargı kararları ayrıntılı biçimde yer almıştı. Dava hâlen devam ediyor.

Ancak X platformunun avukatı tarafından dosyaya sunulan cevap dilekçesindeki bir paragraf, Türkiye adına çarpıcı bir gerçeği ortaya koyuyor: "Davacı tarafından atıf yapılan ABD menşeli davalarda genel olarak 'U.S. Communications Decency Act' ve özellikle bu Kanun'un 'Section 230(c)(1)' hükmüne dayanıldığı görülmektedir. Ancak bu düzenlemelerin Türk hukukunda karşılığı bulunmamaktadır." Bu savunmanın "Türkçesi" şöyledir: ABD’de sosyal medya platformlarının sorumluluğunu düzenleyen özel bir hukuk rejimi vardır. Türkiye’de ise böyle bir düzenleme yoktur. Dolayısıyla Türk mahkemeleri, kanunda açıkça düzenlenmemiş yeni bir sorumluluk rejimi oluşturamaz. Aksi hâlde kanun koyucunun yerine geçmiş olur.

Başka bir ifadeyle; ABD’de mahkemeler algoritmaların hukuki sorumluluğunu tartışabiliyor, denetleyebiliyor ve gerektiğinde müdahale edebiliyor. Türkiye’de ise bunun dayanağını oluşturacak açık bir hukuki zemin bulunmadığı ileri sürülüyor. Altıparmak, "İşte yıllardır anlatmaya çalıştığımız mesele tam da budur. Eğer böylesine büyük bir etki alanına sahip algoritmaları denetleyecek hukuki araçlarımız hâlâ oluşturulamamışsa, bunca zamandır biz neyi tartışıyoruz? Daha önemlisi, mahkemeler açık bir hukuk zemini bulamadıkları için bu alana müdahale etmekten kaçınacaksa, çocuklarımızın dijital dünyada güvende olduğuna nasıl inanacağız?" ifadeleriyle durumu özetledi.

Haberin Editörü: Emrah ALADAĞ

Kaynak: Haber Merkezi
Senin de fikrin var mı?

İlk yorumu sen yap! Düşüncelerini bizimle paylaş.